Bir çocuk psikiyatristi olan ve özellikle çocukların ruh sağlığına ilişkin yaptığı çalışmalarla tanınan Prof. Dr. Veysi Çeri, geçtiğimiz günlerde şaşırtıcı ve dikkat çekici bir açıklamada bulundu. Yıllar önce boşandığı Litvanyalı eski eşi Monika Drauciunaite ve onun şu anki eşinin, yedi yaşındaki çocuklarına fiziksel ve psikolojik şiddet uyguladığını iddia ederek, bu durumun ciddi birendişe ve soruşturmayı gerektirdiğini belirtti. Çeri, yaşananların detaylarını paylaşırken, özellikle çocuğuna uygulanan şiddetin ve verilen ilaçların psikolojik etkilerinin altını çizdi. Bu iddialar, toplumda geniş yankı uyandırmasının yanı sıra, aile içi güvenlik ve çocuk hakları konusunda da önemli soruları gündeme getirdi.
İddiaların ortaya atıldığı süreçte, Çeri’nin anlatımına göre, yaşanan olayların ardından mağdur çocuk, Litvanya’daki annesinin yanında kalmaya başladı. Ancak mahkemelerin aldığı kararlar ve uluslararası hukuki süreçler, babanın tekrar çocukla görüşmesine izin verilmemesine neden oldu. Çeri, aylar süren hukuki mücadeleler sonrası çocukla sadece telefon ve görüntülü görüşmeler aracılığıyla iletişim kurabildiğini ve bu görüşmelerin de oldukça kısıtlandığını ifade etti. Ayrıca, çocuk üzerinde kullanılan ağır ilaçlar konusunda endişelerini dile getirerek, psikolojik ve fiziksel sağlığının tehlikede olduğunu ileri sürdü. Çocukların ruh sağlığının korunması adına yapılan bu iddialar, uzmanlar ve aile hukuku alanında çalışanlar arasında ciddi tartışmalara yol açtı.
Diğer yandan, iddiaları kesin bir dille reddeden anne Monika Drauciunaite ise, çocuklarının herhangi bir şiddete maruz kalmadığını, onun ve eşinin mutlu ve huzurlu bir yaşam sürdüğünü belirtti. Anne, çocukla düzenli olarak görüştüklerini ve yaz tatiline çıkmayı sabırsızlıkla beklediklerini ifade etti. Ayrıca, mahkeme kararına rağmen, çocuğun babasıyla olan iletişimi kısıtlandığı ve görüşmelerine izin verilmediği konusundaki ifadeleri de doğruladı. Drauciunaite, çocuğun güvenliği ve esenliği için en iyi ortamda büyüdüğünü ve herhangi bir psikolojik veya fiziksel tehdidin söz konusu olmadığını savundu. Bu gelişmeler, aile içi iletişimin önemi ve çocukların güvenliği konularında toplumda farkındalık yaratmayı amaçlayan tartışmalara yol açtı ve ilerleyen günlerde konuyla ilgili hukuki süreçlerin nasıl ilerleyeceği merakla takip ediliyor.